11 Ocak 2011

Göçmen Motorlar 2 - Bafa Gölü, Gökova, Bozburun

7-9 Ocak'da, göçmen motorlarımızla Milas'ta tekrar buluştuk. Cuma akşamı Milas - Bafa yolunda, pırıl pırıl yıldızların altında ilerlerken, o günü İstanbul'da işte geçirdiğime inanmak şimdiden zor geliyordu.


Bir zamanlar denizle bağlantılı bir körfez iken Büyük Menderes'in göl yaptığı Bafa, hem tarihi hem de doğal güzellikler barındırıyor. Kitle turizminin burayı henüz ele geçirememiş olması ise, bir çokları için en önemli özelliği. 



Ay tanrıçasının ismini seçmiş olan, Kapkırı köyündeki Selene's pansiyon basit ve temiz barınma sağlıyor. Şehirden gelen ruhlarımız sessizliğe adapte olmakta zorlanıyor.
Klimanın gece boyu ısıtmayı pek beceremediği odada erken kalkmak kolay oluyor. Dışarıda günün ilk ışıklarının pembesi var. Eşekler, sahiplerini "zeytine" taşıyor. Etrafta hayret edecek çok şey var; yumru yumru, dev, pembe, üst üste yığılı kayalar, Heraklia antik şehrinden kalanlar, gölün almakta olduğu renkler, suya doymuş topraktan çıkan otların çeşidi, türlü türlü kuş, tepelere vuran ilk ışıklar...

Bafa'da 3-5 gün yürüyüş ve aylaklık tatilinin enfes olacağı belli. Bizim ise yolumuz var. Google Earth'de gördüğümüz belli belirsiz bir yol, Tekke dağını aşıp, bizi güzel manzaralar eşliğinde Çine yakınlarına indiriyor. Bafa Gölü'ne hakim olan pembe kayalık dokunun ne kadar geniş bir alana yayıldığını görüyoruz. Bir kısmı toprak olan yolun yüksek kesimlerinde yer yer çamur ve buzlanma da olsa tehlikeli değil.

Karpuzlu'da bulduğumuz esnaf lokantasının yemekleri, her esnaf lokantasında olduğu gibi pek lezzetli. Milas'a inen köy yolları çetin. Çukurlu, derin mıcırlı ve bozuk zeminli... Milas'ı geçip de Ören'e inene kadar güneş epey alçalıyor. Gökova'nın muhteşem manzarasını Akbük koyu üzerinden seyrederken, körfezi günün son ışıkları aydınlatıyor.

Akbük - Akyaka arasındaki dar kıyı yolu özel bir rota. Hemen yanda turkuaz deniz, çam ağaçları ve danseden virajlar... Yolun sonunda bizi sevgili Altuğ (Saygılı) ve Aslı karşılıyorlar. Altuğ'nun önerisiyle yerleştiğimiz Filika otel konforlu. Akyaka eski iskeledeki deniz manzarası ise bir harika. Akşam orman kampının içindeki restaurantta her tür beklentinin üzerinde nefis bir yemek yiyoruz. Bakır sinilerin içinde sunulan pek lezzetli dil balığı yahni akılda kalacak.

Pazar gününe yine yürüyüşle başlıyoruz. Bu kez manzarada Gökova var. Soğuk sabah havasını çıkan güneş nasıl da hemen ısıtıyor. Ruh manzaranın ve sessizliğin tadını çıkarmak isterken zihin buralarda yaşamanın yollarını arıyor.

Ortaca'dan İskender ve Aylin'in (Songur) de katılmasıyla büyüyen grubumuz Marmaris, Bozburun'a doğru yola çıkıyor. Bahardan kalma bir hava var. Murat ve Çağrı (Okyar) Kumlubük'te denize girerlerken biz mayomuzu almadığımız için üzgünüz. Turunç, Kumlubük ve Çiftlik'in manzaralı yollarından Söğütköy'e geliyoruz. Buradaki manzaranın ucu bucağı yok. Bozukkale, Simi, Datça ve gerisi ayaklarımızın altında. Dönüş yolumuzu Selimiye ve Orhaniye'den geçiriyoruz, Ortaca'da sonlandırıyoruz.

Bütün bu yapılanların sadece iki güne sığması inanılır gibi gelmiyor.

Göçmen motorlarımızla bir sonraki randevumuz üç hafta sonra, Dalaman - Köyceğiz - Dalyan bölgesinde.

2 yorum:

Kemal dedi ki...

valla elinize - dilinize sağlık. ne güzel geziyorsunuz. imreniyorum. :-))

Bakici dedi ki...

Bu Mevsimde Süper Bir Gezi olmuş Paylaşım için Teşekkür