26 Aralık 2010

Bendeniz ARTÇI...


İlk artçılık deneyimimi 2000 senesinin nefis bir bahar günü yaşadım. Henüz motosiklete yeni binmeye başlayan arkadaşım “var mı arkama binecek bir cengaver?” diye sorduğunda, diğerlerinin tereddütünü fırsat bilerek atlayıvermiştim hemen arkasına. Dar ve toprak köy yollarında gezinirken ona sıkı sıkı tutunup gözlerimi kapattığımı hatırlıyorum, korkudan değil rüzgarı saçlarımda, tenimde hissetmekten, burnuma gelen envai çeşit kokunun başımı döndürmesinden aldığım müthiş zevkten. O gün motorla birlikte devrilmemiz bile nedense çok eğlenceli gelmişti bana. Geri döndüğümüzde içim burkulmuştu, bir daha motosiklete binme şansım olabilecek miydi acaba? Ama kader ağlarını güzel örmüş olacak, kısa bir süre sonra eşim Hakan ile tanıştım ve artçılık maceram o gün bu gündür devam etmekte.



İkimiz de yoldan çıkmaya meyilliymişiz meğer. Alışveriş merkezlerinden, restoranların kalabalığından, trafik keşmekeşinden uzaklaşmak , kafamızı tamamiyle boşaltıp şarj olmak istiyorduk ve bunu yapabilmek için en mükemmel araca sahiptik: bir enduro motosiklet. Bu motosiklet arabaların giremediği en ücra noktalara dahi bizi taşıyabiliyordu. Böylece biz de o yayla senin bu tepe benim o gün bu gündür dolaşıyoruz. Gözümüze hoş görünen, varacağı yeri çoğu kez bilmediğimiz yollara dalıyoruz.

En güzel yerleri bu şekilde keşfettik bugüne kadar. İçgüdülerimiz bizi hiç yanıltmadı. Taşlı yollarda hoplaya zıplaya, çamurda vals yapa yapa kamp için mükemmel, tadına doyamadığımız yerler bulduk.

“Bu kadının keçileriyle sorunu var herhalde” diye düşünenler oluyordur. Ama inanın motosiklet + kamp kombinasyonu kadar insanı tatmin edecek bir başka hobi düşünemiyorum. Düşünün bir kere :
Bütün hafta şehirdesiniz, ofiste yoğun işler, yollarda sinirleri geren bir trafik, evde iş güç, sokaklar kalabalık, hayat üstünüze üstünüze geliyor. Ama sizin yüzünüzde bir tebessüm. Neden? Çünkü önceki haftasonu sevdiğinizle Cuma akşamından çantalarınızı hazırlamışsınız, Cumartesi sabahı erkenden dostlarınızla buluşup yola çıkmışsınız. Yön belli ama varılacak nokta sürpriz. Asfalttan çıkıp toprak yollara girdiğinizde rahat bir nefes alıyorsunuz. Artık etrafınızda trafik, dört tekerlekli herhangi bir araç yok. Sadece siz ikitekerler, kuşlar, kelebekler, arılar, mis kokulu katırtırnakları, ormanlar, dereler… Yollar her zaman düzgün değil, bazen ilerlemek için yardımlaşmak gerekiyor , teker teker geçiriyorsunuz azmış derelerden, çamur birikintilerinden motosikletlerinizi. Artçısınız diye seyirci kalmayı çıkarın aklınızdan, siz de bir ucundan tutuyorsunuz engel aşmanın hazzına böyle ortak olunuyor.


Hızınız bu yollarda 30-40 km’yi nadiren geçiyor. Ne güzel, konuşabiliyor, gördüklerinizi, hislerinizi paylaşabiliyorsunuz. Gözleriniz kamp için uygun bir yer arıyor, önce bir çeşme, düz çimenlik bir alan, gölgelik ağaçlar hatta şanslı gününüzdeyseniz bir dere kenarı.

Çadırlar kurulur, eşyalar yerleştirilir, yorgunluk kahveleri içilir. Kampın en güzel tarafı bizim için nedir biliyor musunuz ? Yemekleri genelde erkekler yapar ve bizlere de keyif yapmak düşer. Sonrası kamp ateşi başında dostlarla muhabbet, mırıldanılan bir kaç şarkı, ağırlaşan gözler, sabahın ilk saatlerine kadar deliksiz bir uyku. Sabah kuş sesleri ile uyanılır, yürüyüş yapılır ve kahvaltıdan sonra aheste aheste toplanmaya başlanır. Eve dönüş ayrı bir keyiftir. Sıcak bir banyo her zamankinden daha iyi hissettirir, evinizde sahip olduklarınızın değeri daha bir belli olur. Derken bir sonraki haftasonu nereye gidileceğinin programını yaparken bulursunuz kendinizi. Pazartesi herkes ilk iş günü sendromunu yaşarken sizin nasıl oluyor da bu kadar keyifli olduğunuza anlam veremez çevrenizdekiler. Belki şansları varsa onlar da hayatın bu tatlı yüzünü bir gün keşfedebilirler.


Bazılarınız eşlerinizin veya arkadaşlarınızın bu yöndeki tekliflerini çekinceleriniz nedeniyle bugüne kadar reddetmiş olabilirsiniz. Fakat denemeden neler hissedebileceğinizi bilemezsiniz. Bunu sevip sevmediğinize karar vermeden önce birkaç kez deneyin. Bir süre sonra bir de bakacaksınız yoldan çıkma teklifi yapan, hatta teşvik eden siz olmuşsunuz.

Aramıza hoş geldiniz ☺

5 yorum:

Tamer Icel dedi ki...

çok güzel bir anlatım, teşekkürler

Murat Solmaz dedi ki...

Ardçılığın en çok yakıştığını düşündüğüm hatun kişilerden birisin canım arkadaşım benim...

Nice beraber keyifli km.lere...

Keçilerinle sorunun olduğu konusunu başka bir platformda değerlendirmek üzere,

Sevgiler... :)

Hakan Erman dedi ki...

"Var mı arkama atlayacak cengaver" diyen sendin değil mi Murat?
O ara her durduğunda neredeyse yatırıyordu motor hani:)

Murat Solmaz dedi ki...

Evet bendim... O zaman anlamıştım motosikletin şeytan işi olduğunu aslında, sen durduğunda o ayakta kalamıyordu zira :) ama o şeytan kana girmişti bir kere...
Sonra da korkma ver gazı dönemi başladı. Nedense ilk başlaması gereken "güvenli sürüş" en sona kaldı :)
Allah ıslah etsin :)

D!mple Rock dedi ki...

ben 2senedir hala artçıyım :/
dilerim birgün benim de motorum oalcak :}
bunu çok istiyorum.