21 Kasım 2010

Bir Güzel Girit Gezisi



Gezilerde "mutlaka görülmesi gereken" yerleri dolaşırız. Mısır'da piramit, Paris'te malum kule ziyareti illa yapılmalıdır. Gel gör ki, bu "mutlaka" yerler sonradan en önemli anılara dönüşmez (Mostar köprüsü ve Ağrı dağı manzarası istisnadır bizde). En önemli anıları önceden planlayamazsınız zaten. Onlar, beklenmedik bir anda yaşanmalıdır.

Mesala selam verdiğiniz bir köy kahvesinde kulağınıza çalınan bilgece bir söz, hiç tanımadığınız bir teyzenin sizin için okuduğu yol duası artık hep sizinle kalacaktır.
Hazır olduğunuzda duyup algılarsınız bunları, duyarlılık gelişmediyse henüz, kaçar giderler.
Belki de birinin unutamadığı ortamdan bir diğerinin hiç haz almamasının sebebi budur.
 Girit gezisini planlarlarken, ister istemez önce "mutlaka yerler" listesini inceledik:
  • Başkent Heraklion (Kandiye) ikinci dünya savaşında tarihi yapısını büyük ölçüde kaybetmişti.
  • Rethymnon (Resmo) labirenti andıran dar sokakları, eski yapıları ve limanıyla önemliydi.
  • Hanya tarihi dokusunu yine iyi korumuştu, Venedik Osmanlı etkisi en çok burada görülüyordu.
  • Adanın 2bin metreden yüksek üç büyük dağı güney kıyısına doğru dik şekilde alçalırken derin kanyonlar oluşmuştu. Adanın boyu 300+, eni 50 km idi.
  • Kuzey kıyılarının çoğu kitle turizminin hizmetindeydi. Yunanistan'a gelen turistlerin yarısı bu adaya iniyordu. Kasım ayında ise turizm bölgeleri sessizdi.
  • Minos uygarlığının MÖ 1900'lü yıllardan kalan önemli yerleşimleri buradaydı. Knossos ve Pesthos sarayları görülmeliydi.
  • Yemekler bir harikaydı. Dağ yolları virajlı, sürücüleri hızlı ve sabırsız, trafik tabelaları mermi deliği doluydu.
Lonely Planet'da olmayan, ya da çok üstünkörü geçilen Girit'in Osmanlı'ya bağlı olduğu dönemleri öğrenmek için ise bazı kitaplar okuduk:
LP'da okuduğum adanın genel özelliklerine, orada 1200km yol yaptıktan sonra ekleyebileceğim ne kadar da az şey var.
Dikkatli bir gezgin LP'ın bazı ufak yanlışlarını bulabilir. Örneğin Girit'te rakı denen şeyin Türk rakısı ile uzaktan yakından alakası olmadığını bir ara yazmalıyım kendilerine.
Gerçek Girit'i görmek için dağ köylerini önerirken ise beklenti büyütüyor LP. Geleneksel yaşam maalesef pek kalmamış. Beton (hem de tepesi filizli cinsinden) ve gösterişli kamyonetler dağ köylerinde de görüntüye hakim. Midilli adasını bu anlamda çok daha korunmuş bulmuştuk.

Diğer yandan adanın fırtınalı geçmişi hakkında okunduklarımız gördüklerimize farklı anlamlar yükledi. Kaptan Mihalis'i okumadan dağ geçitlerinde ve meydanlarda karşımıza çıkan "özgürlük kahramanı" heykellerine, Kritimu'yu okumadan Hanya çarşısına, yıkık minarelere, arada kalmış hamamlara, çeşmelere gereken anlamı veremezdik. Minos kalıntılarına anlam veren ise Haluk hocadan aldığımız tarih dersleri oldu.

Gidenlere birkaç öneri
  • Hanya'da mükemmel liman manzarası ile Belmondo oteli (65€/oda).
  • Hanya'da Kaligerakis George lokantası.
  • Rethymnon'da çok merkezi ve özel bir otel olan Leo (65€/oda).
  • Heraklion'da motosikletçi dostumuz Aris'in barı, Side Stand.
  • Güzel bir havada ve sezon dışında batıdaki Elafonisi sahilinde bir gün.
Bu bir motosiklet gezisi olmadı. İlk planımız olan, orada motosiklet kiralamaktan, firmalara güven, hava şartları, maliyet ve lojistik zorluklar gibi nedenlerle vazgeçip bir minibüs kiraladık. 6 kişiyi bir hafta boyunca 250€'ya gezdiren minibüsümüz epey tasarruflu oldu. Şartları uydurabilirseniz virajlı ve manzaralı Girit yollarında motosikletle dolaşmak mutlaka zevkli olacaktır.

Yol dostluğumuz hakkında Görkem'in sözüne katılıyorum: "Yaşadığım çevrenin gezdiğimiz yerler gibi, günlük yaşantımın ise hep sizlerle olması hayali var içimde."

Ege'nin bu memleket gibi adasını nihayet görebilmiş olmak rahatlatıcı.

Emine, Levent Fırat
Erem Yücel
Görkem Özgelen
Deniz, Hakan Erman

4 yorum:

Murat Solmaz dedi ki...

Güzel olan ne biliyormusun? Birazı programlı ama çoğu programsız, spontan ve var olan program şartlara göre çok kolay değiştirilebilen, değiştirdikçe keyiflenen, her zorluğun hoşluğa dönüştüğü geziler...
Rodoplar öyle ve çok güzeldi, belli ki Giritte öyle olmuş.
Sevgiler...

Hakan Erman dedi ki...

Haklısın. Zlatograd'daki sınır kapısından geri çevrildiğimizde üzüleceğimize yeni keşifler yapacağımız için basbayağı sevinmiştik. Gündelik hayattan ne kadar da farklı.

Acaba gündelik hayatı da böyle yaşamak mümkün olabilir mi biraz?

Taner Eraslan dedi ki...

Hakan, daha önce de yazmıştım buraya yine yazıyorum. Sana (ve beraberindekilere) uyuz oluyorum. Ne var bu kadar gezecek kardeşim, oturun oturduğunuz yerde :)

Karyatid dedi ki...

Sene 1948'den beri görüşmesek bile, ben seni ve Deniz'i takipteyim bi' şekil...
Yaprak :)