Gezilerde "mutlaka görülmesi gereken" yerleri dolaşırız. Mısır'da piramit, Paris'te malum kule ziyareti illa yapılmalıdır. Gel gör ki, bu "mutlaka" yerler sonradan en önemli anılara dönüşmez (Mostar köprüsü ve Ağrı dağı manzarası istisnadır bizde). En önemli anıları önceden planlayamazsınız zaten. Onlar, beklenmedik bir anda yaşanmalıdır.
Mesala selam verdiğiniz bir köy kahvesinde kulağınıza çalınan bilgece bir söz, hiç tanımadığınız bir teyzenin sizin için okuduğu yol duası artık hep sizinle kalacaktır.
Hazır olduğunuzda duyup algılarsınız bunları, duyarlılık gelişmediyse henüz, kaçar giderler.
Belki de birinin unutamadığı ortamdan bir diğerinin hiç haz almamasının sebebi budur.
Girit gezisini planlarlarken, ister istemez önce "mutlaka yerler" listesini inceledik:
- Başkent Heraklion (Kandiye) ikinci dünya savaşında tarihi yapısını büyük ölçüde kaybetmişti.
- Rethymnon (Resmo) labirenti andıran dar sokakları, eski yapıları ve limanıyla önemliydi.
- Hanya tarihi dokusunu yine iyi korumuştu, Venedik Osmanlı etkisi en çok burada görülüyordu.
- Adanın 2bin metreden yüksek üç büyük dağı güney kıyısına doğru dik şekilde alçalırken derin kanyonlar oluşmuştu. Adanın boyu 300+, eni 50 km idi.
- Kuzey kıyılarının çoğu kitle turizminin hizmetindeydi. Yunanistan'a gelen turistlerin yarısı bu adaya iniyordu. Kasım ayında ise turizm bölgeleri sessizdi.
- Minos uygarlığının MÖ 1900'lü yıllardan kalan önemli yerleşimleri buradaydı. Knossos ve Pesthos sarayları görülmeliydi.
- Yemekler bir harikaydı. Dağ yolları virajlı, sürücüleri hızlı ve sabırsız, trafik tabelaları mermi deliği doluydu.
- Kaptan Mihalis (Özgürlük ve Ölüm) - Nikos Kazancakis
- Fethinden Kaybına Girit - Ayşe Nüket ve Nuri Adıyeke
- Kritimu Girit'im Benim - Saba Altınsay
- İstiridye Üstü Girit - Byron Ayanoğlu
Dikkatli bir gezgin LP'ın bazı ufak yanlışlarını bulabilir. Örneğin Girit'te rakı denen şeyin Türk rakısı ile uzaktan yakından alakası olmadığını bir ara yazmalıyım kendilerine.
Gerçek Girit'i görmek için dağ köylerini önerirken ise beklenti büyütüyor LP. Geleneksel yaşam maalesef pek kalmamış. Beton (hem de tepesi filizli cinsinden) ve gösterişli kamyonetler dağ köylerinde de görüntüye hakim. Midilli adasını bu anlamda çok daha korunmuş bulmuştuk.
Diğer yandan adanın fırtınalı geçmişi hakkında okunduklarımız gördüklerimize farklı anlamlar yükledi. Kaptan Mihalis'i okumadan dağ geçitlerinde ve meydanlarda karşımıza çıkan "özgürlük kahramanı" heykellerine, Kritimu'yu okumadan Hanya çarşısına, yıkık minarelere, arada kalmış hamamlara, çeşmelere gereken anlamı veremezdik. Minos kalıntılarına anlam veren ise Haluk hocadan aldığımız tarih dersleri oldu.
Gidenlere birkaç öneri
- Hanya'da mükemmel liman manzarası ile Belmondo oteli (65€/oda).
- Hanya'da Kaligerakis George lokantası.
- Rethymnon'da çok merkezi ve özel bir otel olan Leo (65€/oda).
- Heraklion'da motosikletçi dostumuz Aris'in barı, Side Stand.
- Güzel bir havada ve sezon dışında batıdaki Elafonisi sahilinde bir gün.
Yol dostluğumuz hakkında Görkem'in sözüne katılıyorum: "Yaşadığım çevrenin gezdiğimiz yerler gibi, günlük yaşantımın ise hep sizlerle olması hayali var içimde."
Ege'nin bu memleket gibi adasını nihayet görebilmiş olmak rahatlatıcı.
Emine, Levent Fırat
Erem Yücel
Görkem Özgelen
Deniz, Hakan Erman
4 - Buraya yorum yazabilirsiniz...:
Güzel olan ne biliyormusun? Birazı programlı ama çoğu programsız, spontan ve var olan program şartlara göre çok kolay değiştirilebilen, değiştirdikçe keyiflenen, her zorluğun hoşluğa dönüştüğü geziler...
Rodoplar öyle ve çok güzeldi, belli ki Giritte öyle olmuş.
Sevgiler...
Haklısın. Zlatograd'daki sınır kapısından geri çevrildiğimizde üzüleceğimize yeni keşifler yapacağımız için basbayağı sevinmiştik. Gündelik hayattan ne kadar da farklı.
Acaba gündelik hayatı da böyle yaşamak mümkün olabilir mi biraz?
Hakan, daha önce de yazmıştım buraya yine yazıyorum. Sana (ve beraberindekilere) uyuz oluyorum. Ne var bu kadar gezecek kardeşim, oturun oturduğunuz yerde :)
Sene 1948'den beri görüşmesek bile, ben seni ve Deniz'i takipteyim bi' şekil...
Yaprak :)
Yorum Gönder