12 Mayıs 2010

Yaz başında bir kış turunu hatırlamak...

Motosiklet, hayatınızın bir parçası, sohbetlerinizin baş konusu olmuş ve siz ona o kadar seyrek biniyorsunuz ki aküsünün hala dolu olup olmadığını, marşın basıp basmayacağını bile bilmiyorsunuz...

Bu senaryo sanılandan çok daha yaygın maalesef. Zaman zaman hepimizin, değişen şartlar nedeniyle kendimizi bulabileceğimiz bir durum.

Motora binmeyen motorcu olmamak için sistemli bir karşı koyuş sergilemek gerek. Tembelliğe, bizden beklenen mecburiyetler karşı koyuş... Adı özgürlükle özdeşleşen motosikletinize atlayıp gidemiyor musunuz bir türlü? O zaman yeter, kış da olsa (Ocak) bir tura çıkmanın vaktidir.



Bir yol fikrini gerçeğe dönüştürmenin birinci şartı onu takvime işlemektir. Tabii yaşayan, güncellenen ve her gün bakıp uyduğunuz bir takvimden bahsediyorum. Sonra bu fikri etrafta konuşmak, heyecanlanmak ve heyecanlandırmak gerekli. Fikri konuşup paylaştıkça, çalınması mümkün gözükmeyen o zaman boşluğu, mucizevi bir şekilde sizin olacaktır.
Zaman planlaması zorunlu. Çalışıyorsanız çoğunlukla elinizde hafta sonlarınız var. Bunu biraz esneterek menzil genişletilebilir. Hafta sonuna bir gün ekleyip, bir de geceden ilk etabı geçtiniz mi şaşılacak kadar uzatılmış bir gezi zamanı çıkıyor ortaya.
En zorlanılan zaman meselesini halledince yolu planlayabilirsiniz. Hatta fikrin kendisi plansızlık olabilir! Şahin (Şair), Balkan yolculuğumuzdan beri bizi ince ince işlemekteydi. “Yola yolda karar vermek lazım” felsefesini öne sürüp, benim “zaman az, aman kaçırdığımız şey olmasın” endişeme Şahin’ce bir alternatif ortaya koyuyordu. Meşhur falanca yeri ıskalamamak, görmeden geçmemek anlayışı yerine, kendi keşiflerinin tadına varmak fikrini, kış rutinini bozacağımız turumuzda uygulamaya karar verdik.
Kendimize sadece bir istikamet seçtik. Serbestlik için çadırımızı alırken eşlerimizi evde bıraktık.
Cuma akşamı trafiğinde sürücülerin yüzleri hala gergin. Büyük şehir insanının bitmeyen mecburiyetlerinden sırada eve dönüş var. Aralardan, kendilerine yol bularak farklı yönlerden Yenikapı’ya yaklaşan dört motosikletçi ise alabildiğine gülümsüyorlar. Firardayız. Şehirden, rutinden, krizden ve türlü hayat zincirinden izinliyiz.
19:00’da kalkan Mudanya feribotunda bizden başka motorcu yok. İstanbul’dan deniz yoluyla uzaklaşmak güzel. Karadan çıkışlarda bir türlü bitmeyen yapılaşma ve trafik, uzaklaşma hissini yaşamanıza bir türlü izin vermiyor. Aşağıda motorlarımız, artık yolda olmanın bilincindeki dostlar sohbet ederken şehir arkada kalıyor.
Feribotun aydınlık karnından karanlık bir geceye çıkıyoruz. Soğuk, karanlık, yağmur ve tanıdık olmayan yol ayrımları... Motorlarımıza daha bir sokuluyoruz. Rutin zamanlarda altımızdakiler birer araçken, şartlar zorlaştığında sanki parçamız oluyorlar.
Mudanya’da bir lokanta seçmek, sonra da 20km ilerideki Zeytinbağı’na geçerken virajlara yatmak beynimize tam bir “yolda olma” ayarı yapıyor. Zeytinbağı bu mevsimde turistten ümidini kesmiş, evlere, kahvehanelere çekilmiş. Sahilde güzel bir pansiyonun yegane müşterileri oluyoruz. Bu eski ev yenilenmiş ama ahşap döşemelerin tatlı gıcırtısına dokunulmamış. Çıkıp kasabanın sokaklarını turluyor, Bizans kilisesinden dönme güzel camisini keşfediyor ve kahvehanelerden birine girip sobanın yanındaki masaya kuruluyoruz. “Hoşgeldiniz” diyorlar, haklılar.


Odanın penceresinden, soluk sabah ışığında motorları seyrediyorum. Islaklar. Üşümediklerine ikna olabilmek için sağduyuma ihtiyacım oluyor. Marşa basana kadar geçen sürede bizim de üstümüz ıslanıyor ancak soğuğa karşı zırhlarımız ve heyecanımız var. İstikamet güney. Ana yola kadar dar, virajlı ve boş yolda ilerliyoruz. Yol tutuşu tam bir bilmece. Makul bir asfalt görüntüsü var ancak tarlalardan çıkan izler ve hayvan sürülerinin yola yaydıklarıyla yer yer puz pateni gibi. Çoğunlukla yaptığım gibi sol ayağımı yerde sürtmem tek bir bilgi veriyor, zira tabanımın altında hiç sürtünme hissetmiyorum. Görkem önümde arada bir gaz açıyor ve Dakar hızlanacağına yanlıyor. Sert ve anlık ön fren kullanımı biraz daha net bilgi verse de belirli bir hızın üstünde ve dikken denenebiliyor. Yol tutuşu arayışı kulağa korkutucu gibi gelse de aslında tüm duyularınızı açan ve hatta sizi aptalca sırıttırabilen bir faaliyet.

Eğlenceli yolları Bursa-Balıkesir yoluna çıkınca bir süreliğine terk ediyoruz. Susurluk’taki kahvaltı noktamıza kadar kış donanımımız iyice testten geçiyor. Elciklerdeki ısıyı vücuduma yayabilmek için onları sıkıyorum. Durduğumuzda Görkem ellerini gösteriyor, biri normal, diğeri kıpkırmızı ve kocaman! Elcik ısıtmasının teki bozulmuş. Nedense her şeyi çok komik buluyor, habire gülüyoruz. Bu ruh hali geçmişte lise, şimdi ise sadece kış yollarında yaşanabiliyor olabilir.

Balıkesir’den Dursunbey’e doğru doğuya sapıp kamyon trafiğinden kurtulsak da aklımızda daha dar yollar var. Sağa, güneye sapan böyle bir ara yola dalıyoruz. Gidilecek yöne, öndeki kimse o karar veriyor. Varmamız gereken bir nokta yok nasılsa. Canımız isterse beğendiğimiz ilk ulu ağacın yanına kurabiliriz çadırımızı.
Yolumuz köylerden geçiyor. Nusret Köyü, içinden geçen tren hattı ve hemzemin geçidiyle farklı. Ekspres trenin geçişini seyredip, kahvesinde, sobanın yanında sohbete geçiyoruz. Köyün imamı Bilal bize eski motosiklet maceralarını anlatıyor.



Köy yollarından Bigadiç’e çıkıyoruz. Güneş artık tepelerin arkasında ve soru yavaş yavaş konaklamaya geliyor. Haritamızda ufak kaplıca sembollerini denemek istiyoruz, olmadı çadır... Sındırgı sapağından geçerken büyük tabelada “Emendere Termal Tatil Köyü” yazısını okuyoruz. Emendere’yi bulduğumuzda, Derya’nın gün boyu yaptığı hava sıcaklığı bilgilendirmeleri 3 dereceye kadar düşmüş durumda. Tesis gerçekten de küçük bir tatil köyü görünümünde ve yepyeni. Fiyatı makul. Kaplıca havuzuna doğru yollanırken kimsenin “keşke kamp yapsaydık” dediği yok.
Yemek sonrası sohbetimizde geçmiş tecrübeler, yollar ve felsefe var. Bu, yoldaki ikinci gecemiz ve daha yaşanacaklar var önümüzde.
Emendere’nin sabahında yaman bir ayaz var. Motorlarımız buz kesmiş gibi bembeyaz. Seleyi kazıyıp oturmak gerekiyor. Sındırgı kasabasının yönetimi tarihi yerlerine önem vermiş. Etrafta alışılmışın dışında bir düzen ve çekicilik var. Meydanda, hasır tabureli kahvede birer köpüklü sabah kahvesi içiyoruz yoldan önce. Zaten yoğun sabah sisinin biraz dağılması lazım.



Akhisar istikametine yönleniyoruz. Çam ormanlarının içinden Sındırgıbeli geçidini geçip uzakta Akhisar gözükünce sola, Gördes’e doğru sapıyoruz. Bu yollar tam olması gerektiği gibi coğrafyayı takip eden yollar. Vadilere giriyor, tepelere çıkıyor ve kıvrılıyorlar. Bunlar nereden geçtiğinizi sizden saklamayan yollar. Güneyde, biraz uzakta ilginç dağ oluşumları var. Kula volkanik bölgesi olmalı. Gördes kasabasındaki esnaf lokantasının iskemlelerini aç motorcuların malzemeleri işgal ediyor. Yemeğin unutulmaz lezzeti, ahçıbaşının elinden olduğu kadar yolun neşesinden de geliyor olmalı.
Yemek sonunda bir sürprizimiz var; arka lastiğim patlamış. En hazırlıklımız olan Görkem’in yardımıyla, takım taklavatı açıp, Gördes ahalisinin ilgili bakışları önünde lastiği söküp yamıyoruz. Bir saat sonra yine yoldayız.

Simav’ı tepeden gördüğümüzde hava buz gibi ancak derin vadinin manzarası karşısında durmak zorunda kalıyoruz. Simav’ın kaplıcaları meşhur ve kimse çadır sözü etmiyor yine. Çok geçmeden içine gireceğimiz küçük havuzların ısısını ayarlamakla meşgulüz. Ne de olsa kaynak su sıcaklığı 150 derece burada. Soğuk sıcak farkının yarattığı mahmurluğa rağmen sohbet ve bir okey partisi için enerjimiz kalıyor.
Pazartesi günü İstanbul’a kadar uzunca bir yolumuz var. Simav – Emet – Tavşanlı yolunu “en iyiler” listesine kaydediyorum. Domaniç’teki esnaf lokantasına girdiğimizde vücut sıcaklığımızın epey düşmüş olduğunu anlıyoruz. Domaniç- İnegöl arasındaki geçitlerde yol yüzeyi yer yer karlı. Karda sürüş, yol tutuşu bulma oyununa yeni bir boyut getiriyor. Ana yollardan mümkün olduğunca kaçınarak seçtiğimiz rotamızın son etabı Yenişehir – Orhangazi – Yalova oluyor.
“Yola yolda karar verme” feslefesini denedik ve geçerliliğini onayladık.
Yine de siz bize güvenmeyin ve bir de kendiniz deneyin.

3 yorum:

Taner Eraslan dedi ki...

Hakan sana uyuz olduğumu daha önce söylemiştim ama bir kez daha dünyaya haykırmak istiyorum bunu :))

Yapmayın kardeşim, gezip tozuyorsunuz bari anlatmayın ulu orta. Aslında anlayın yahu, anlatın da insanlar nasıl bir kafeste hapis hayatı yaşadığını fark etsin. Fark etsinler ki haftasonlarını AVM'ler yerine daha keyifli aktivitelerde değerlendirsinler...

Eline sağlık çok güzel yazmışsın. Tebrik ederim.

Şahin N.ŞAİR dedi ki...

İyi ki motorla gitmediniz. Yoksa sinle gelemediğime daha çok kahrolurdum :))

Şahin N.ŞAİR

Şahin N.ŞAİR dedi ki...

"Plan yolda yapılır" turumuz bende alışkanlık yapmaya başladı. Motoru yükleyip feribotta nereye gideceğine karar vermek müthiş güzel...Trilye de bir zeytinyağı dükkanında şöyle bir yazı vardı : " Zeytinyağı üste çıkmakta haklı..."