25 Şubat 2009

Mısır'da Moto Safari

-->
“Herbiriniz sizi takip edenden sorumlusunuz. Eğer o gelmiyorsa siz de duracaksınız. Önünüzdekini göremiyorsanız yolu tahmin etmeye çalışmayın. Çölde sizi yanıltacak çok iz vardır. Kaybolabilirsiniz!”

Rehberimizin bu uyarısı önümüzdeki dört günün basit ama hayati kuralıydı. Yolda kaybolmakla motorunuzu 360 derece her yöne sürebileceğiniz, ucu bucağı olmayan bir ortamda kaybolmak elbette farklıydı. Burası Sahra çölüydü.

Fikir, 2007 Mayıs'ında, Kahire Giza tren istasyonunda Hans Dilthey ile sohbet ederken ortaya atıldı. Kahire’de oturan Hans bir arkadaşının KTM EXC’lerle çölde geziler düzenlediğini söylemişti. Yol motorlarıyla oraya ulaşmış bizler, Vadi Rum ve Sina geçişlerinde yoldan çıkamamaktan, çöle atılamamaktan bilenmiş olmalıyız ki bunun acısını çıkarmayı orada aklımıza koymuştuk.

Yazışmalar, planlamalar, fikir değiştirip tekrar planlamalar sonunda Mart başında Perşembe ile Pazartesi arasındaki dört günümüzü bu işe ayırdık. Gezi planı, ortaya konduğu ilk EMOK toplantısında heyecanla karşılanırken sekiz kişi bu iş için kalabalık sayılacak bir grup oluşturdu.

German’s Motos’un sahibi German Suzlmann dört yıl önce Avrupa’dan Mısır’a göçmüş. Artık sadece sevdiği işleri yapmayı aklına koyan bu orta yaşın ikinci yarısındaki İsviçre’li burada bir de Arap hanımla evlenmiş. Bir düzine KTM EXC 640 enduro, iki 4x4 ve çölde emekle çıkarılan GPS rotalarını sermaye yaptığı şirketi, sizi üç günden iki haftaya kadar sürelerde o vadi senin bu vaha benim dolaştırıyor. Sezon Ekim’de başlayıp Nisan sonu bitiyor.

Bu gezi için çanta hazırlamak, normal bir motor gezisine, yarışa veya günübirlik geziye hazırlanmaktan farklıydı. Fazladan bir pantolon ve ayakkabıdan başka neredeyse herşeyi üzerimde giyiyor olacaktım. Türlü motokros malzemesi yanında yüksek güneş koruma, şapka, ilk yardım çantası, su için deve hörgücüm, enerji verici yiyecekler, kameralar, yedekler derken hazırlanan çanta büyüdü.

Perşembe akşamı normal bir iş gününün ardından heyecanlı grubumuz havaalanında buluştu. Sıradışı bir gezi olduğundan ne bekleyeceğimizi bilemez bir haldeydik. Kahire’de sorunsuz karşılanıp otele yerleştirilmek iyiye alametti. O gece için 4 saatlik uyku zamanımız kalmıştı. Talimatı önceden almıştık “sabah, motor kıyafetleri giyinik halde otelden alınacaksınız”.
Sabah, minibüs bizi Giza’nın tozlu ara sokaklardan geçirip sonunda bir garajın önünde çalışır vaziyette dokuz turuncu EXC’nin önünde indirdi. German ile el sıkışmaya ancak zaman buldum. Rastgele birer motor seçtik, çantalar 4x4’lere yüklendi ve yola çıkıldı. Bunların hepsi beş dakika içinde olmuş, kendimizi birden muhteşem Mısır trafiğinde bulmuştuk. Piramitlerin yanından şehirden uzaklaşmaya başlamıştık ki German yana çekti. Yol, daha doğrusu arazi sürüş kurallarını bildirdiği bir konuşmadan sonra asfalt yolların boyunduruğundan dört günlüğüne ayrıldık.

Çölde hiç bulunmamışsanız onu tektüze bir kum havuzu olarak hayal edebilirsiniz. Pek öyle değil. Zemin, sert kayadan pudra inceliğinde kuma, renkler siyahtan kör edici beyaza kadar değişkenlik gösteriyor. Bazı bölgeler göz alabildiğine düzken diğerleri vadiler, tepeler, sel yatakları ile şekillenmiş oluyor. Burada motor sürmek devamlı dikkat gerektiriyor. Düz gözüken arazide bile birden bir sel yatağı veya beklenmedik bir tepecik beliriveriyor. Eğer bu engelleri fark edip pozisyon aldı iseniz eğleniyosunuz. Aksi halde dağıldığınızın resmidir. Tıpkı bazılarımızın tecrübe ettiği gibi.

German, arazide genellikle 50-80 km/s aralığında bir hızla bize öncülük etti. Bu hız hem bir arada kalmamıza hem de bazen arkada kalıp ufak hız denemeleri yapmamıza izin verdi. Hızı 120’ye çıkarmaya kalkınca her çıkıntıda havalanıp, ufak tepelerden bile uçmaya başlıyorsunuz. Bunun çok üzerinde hızlarla uzun mesafeler kateden ralli yarışçıları daha bir saygı kazandı gözümde.

Kumlu zeminde düşük devirden itibaren güce, yani torka ihtiyaç duyuluyor. İlk başta ağır olacağından korktuğum KTM EXC 640’lar bu iş için çok uygun olduklarını gösterdiler. Gezi boyunca dokuz motorun ikisinde akü bitip marş basmayınca Kemal ve Emre ayak marşını epey çalışma imkanı buldular. Derya’nın motoru ön ve arka lastik patlamalarından sonra son günün ortasında çalışmayı reddetti ve geziyi destek aracımızın üst bagajında tamamladı. Mert, Dakar stili yüksek süratli bir yuvarlanma ve kum tepesinden aşağı serbest düşüşten sonra bile motorunu sadece estetik olarak sakatlayabildi.
Arazide katedilen yaklaşık 600km devamlı ayakta sürmek için fazla uzundu. Her ne kadar 30-50km’de bir kısa molalar versek de atlaması zıplaması bol bir vadiyi geçtikten sonra biraz seleye oturmak çok cazip bir hal alıyordu. Rehberimiz German büyük engeller dışında devamlı oturuyordu. Bunu bir stil haline getirmiş. Sanırım konumuz yarış değil de uzun mesafe arazi gezisi ise bu stil mantıksız değil. İlk günden sonra biz de mümkün olduğu yerlerde onu örnek aldık. Tabii atlamalı yerlerde tümseğe göre ağırlık ayarlamak ve motorun sizi zıplatmaması için ayakta olmak şart. Doğru zamanda gazı kullanmak ise iyi bir atlayışla burun üstü çakılmak arasındaki farkı belirleyebiliyor.

Kum tepelerinde motor sürmek ise bambaşka bir deneyim. Motor üzerinde yapılacak en zevkli işlerden biri bu. Her karşımıza çıktığında German bizi oynamak için serbest bıraktıysa da doyamadım kum tepelerine. Buralarda sürüş, hızın tork ve açık gaz ile korunmasını, ağırlığın arkaya verilip dizlerle motorun sıkıca tutulmasını gerektiriyor. Ancak motorda hız varken yön değiştirmeye çalışmalı, durmak gerektiğinde ise yokuş aşağı durmayı unutmamalı. Yoksa çok kum kazmak ve motor yatırıp çevirmek zorunda kalıyorsunuz. Denedik, gördük! Kum tepeleri arasında bazen renk kontrastı kayboluyor ve uçtuğunuz hissine kapılıyorsunuz. Tabii bu durumda önünüzde tepe mi çukur mu var fark edilemiyor.

Kahire’den sonraki üç gecelemenin birini Bahariya Vahası’nda otelde, diğer ikisini ise çölde kampta yaptık. Vaha denince aklınıza ufak bir yeşil alan gelmesin, bir kasabaydı burası. Bizim için işlevi yıkanma imkanı sunması idi. Aklıda kalacak olan ise kamplarımızdı. Birbirine dik park edilen 4x4’lere gerilen kumaşlarla oluşturulan otağ içinde pişirilip birlikte yenen yemekler, Arapça, Türkçe, İngilizce karışık yapılıp nedense herkesçe çok komik bulunan şakalaşmalar, uzakta olmanın hissi, ağrıyan kaslarımız ve su toplamış ellerimize rağmen nefis tatlar bıraktı.
Elbette en büyük şansımız bu turu yapacak arkadaşlarımız olmasıydı. Birlikte epey yol geçmişim olan, aynı heyecanları duyduğum, “dost” yedi adamla böyle gezebilmek bir ayrıcalık gerçekten. Bu özel motor aktivitesi akıllarımızda epey kalacak ve yeni planlara vesile olacak gibi gözüküyor.

Gezi hakkında:
Katılanlar: Derya Savaş, Emre Odabaşı, Erem Yücel, Hakan Erman, Kemal Aka, Levent Fırat, Mert Volkan, Şahin Şair
Organizasyon: German’s Motos, German Sulzmann, www.germanmotos.com
Süre: 4 gün, 4 gece
Kişi başı maliyet: Uçak bileti + 850 dolar (motor, konaklama, transfer, yemek dahil)
Rota: Kahire, Giza, Kuzey Fayyum, Bahariya Vahası, Güney Fayyum, Kahire
Yapılan motor yolu: 600km yol dışı, 200km asfalt, toplam 800km


Hiç yorum yok: