25 Şubat 2009

Mısır'da Moto Safari

-->
“Herbiriniz sizi takip edenden sorumlusunuz. Eğer o gelmiyorsa siz de duracaksınız. Önünüzdekini göremiyorsanız yolu tahmin etmeye çalışmayın. Çölde sizi yanıltacak çok iz vardır. Kaybolabilirsiniz!”

Rehberimizin bu uyarısı önümüzdeki dört günün basit ama hayati kuralıydı. Yolda kaybolmakla motorunuzu 360 derece her yöne sürebileceğiniz, ucu bucağı olmayan bir ortamda kaybolmak elbette farklıydı. Burası Sahra çölüydü.

Fikir, 2007 Mayıs'ında, Kahire Giza tren istasyonunda Hans Dilthey ile sohbet ederken ortaya atıldı. Kahire’de oturan Hans bir arkadaşının KTM EXC’lerle çölde geziler düzenlediğini söylemişti. Yol motorlarıyla oraya ulaşmış bizler, Vadi Rum ve Sina geçişlerinde yoldan çıkamamaktan, çöle atılamamaktan bilenmiş olmalıyız ki bunun acısını çıkarmayı orada aklımıza koymuştuk.

Yazışmalar, planlamalar, fikir değiştirip tekrar planlamalar sonunda Mart başında Perşembe ile Pazartesi arasındaki dört günümüzü bu işe ayırdık. Gezi planı, ortaya konduğu ilk EMOK toplantısında heyecanla karşılanırken sekiz kişi bu iş için kalabalık sayılacak bir grup oluşturdu.

German’s Motos’un sahibi German Suzlmann dört yıl önce Avrupa’dan Mısır’a göçmüş. Artık sadece sevdiği işleri yapmayı aklına koyan bu orta yaşın ikinci yarısındaki İsviçre’li burada bir de Arap hanımla evlenmiş. Bir düzine KTM EXC 640 enduro, iki 4x4 ve çölde emekle çıkarılan GPS rotalarını sermaye yaptığı şirketi, sizi üç günden iki haftaya kadar sürelerde o vadi senin bu vaha benim dolaştırıyor. Sezon Ekim’de başlayıp Nisan sonu bitiyor.

Bu gezi için çanta hazırlamak, normal bir motor gezisine, yarışa veya günübirlik geziye hazırlanmaktan farklıydı. Fazladan bir pantolon ve ayakkabıdan başka neredeyse herşeyi üzerimde giyiyor olacaktım. Türlü motokros malzemesi yanında yüksek güneş koruma, şapka, ilk yardım çantası, su için deve hörgücüm, enerji verici yiyecekler, kameralar, yedekler derken hazırlanan çanta büyüdü.

Perşembe akşamı normal bir iş gününün ardından heyecanlı grubumuz havaalanında buluştu. Sıradışı bir gezi olduğundan ne bekleyeceğimizi bilemez bir haldeydik. Kahire’de sorunsuz karşılanıp otele yerleştirilmek iyiye alametti. O gece için 4 saatlik uyku zamanımız kalmıştı. Talimatı önceden almıştık “sabah, motor kıyafetleri giyinik halde otelden alınacaksınız”.
Sabah, minibüs bizi Giza’nın tozlu ara sokaklardan geçirip sonunda bir garajın önünde çalışır vaziyette dokuz turuncu EXC’nin önünde indirdi. German ile el sıkışmaya ancak zaman buldum. Rastgele birer motor seçtik, çantalar 4x4’lere yüklendi ve yola çıkıldı. Bunların hepsi beş dakika içinde olmuş, kendimizi birden muhteşem Mısır trafiğinde bulmuştuk. Piramitlerin yanından şehirden uzaklaşmaya başlamıştık ki German yana çekti. Yol, daha doğrusu arazi sürüş kurallarını bildirdiği bir konuşmadan sonra asfalt yolların boyunduruğundan dört günlüğüne ayrıldık.

Çölde hiç bulunmamışsanız onu tektüze bir kum havuzu olarak hayal edebilirsiniz. Pek öyle değil. Zemin, sert kayadan pudra inceliğinde kuma, renkler siyahtan kör edici beyaza kadar değişkenlik gösteriyor. Bazı bölgeler göz alabildiğine düzken diğerleri vadiler, tepeler, sel yatakları ile şekillenmiş oluyor. Burada motor sürmek devamlı dikkat gerektiriyor. Düz gözüken arazide bile birden bir sel yatağı veya beklenmedik bir tepecik beliriveriyor. Eğer bu engelleri fark edip pozisyon aldı iseniz eğleniyosunuz. Aksi halde dağıldığınızın resmidir. Tıpkı bazılarımızın tecrübe ettiği gibi.

German, arazide genellikle 50-80 km/s aralığında bir hızla bize öncülük etti. Bu hız hem bir arada kalmamıza hem de bazen arkada kalıp ufak hız denemeleri yapmamıza izin verdi. Hızı 120’ye çıkarmaya kalkınca her çıkıntıda havalanıp, ufak tepelerden bile uçmaya başlıyorsunuz. Bunun çok üzerinde hızlarla uzun mesafeler kateden ralli yarışçıları daha bir saygı kazandı gözümde.

Kumlu zeminde düşük devirden itibaren güce, yani torka ihtiyaç duyuluyor. İlk başta ağır olacağından korktuğum KTM EXC 640’lar bu iş için çok uygun olduklarını gösterdiler. Gezi boyunca dokuz motorun ikisinde akü bitip marş basmayınca Kemal ve Emre ayak marşını epey çalışma imkanı buldular. Derya’nın motoru ön ve arka lastik patlamalarından sonra son günün ortasında çalışmayı reddetti ve geziyi destek aracımızın üst bagajında tamamladı. Mert, Dakar stili yüksek süratli bir yuvarlanma ve kum tepesinden aşağı serbest düşüşten sonra bile motorunu sadece estetik olarak sakatlayabildi.
Arazide katedilen yaklaşık 600km devamlı ayakta sürmek için fazla uzundu. Her ne kadar 30-50km’de bir kısa molalar versek de atlaması zıplaması bol bir vadiyi geçtikten sonra biraz seleye oturmak çok cazip bir hal alıyordu. Rehberimiz German büyük engeller dışında devamlı oturuyordu. Bunu bir stil haline getirmiş. Sanırım konumuz yarış değil de uzun mesafe arazi gezisi ise bu stil mantıksız değil. İlk günden sonra biz de mümkün olduğu yerlerde onu örnek aldık. Tabii atlamalı yerlerde tümseğe göre ağırlık ayarlamak ve motorun sizi zıplatmaması için ayakta olmak şart. Doğru zamanda gazı kullanmak ise iyi bir atlayışla burun üstü çakılmak arasındaki farkı belirleyebiliyor.

Kum tepelerinde motor sürmek ise bambaşka bir deneyim. Motor üzerinde yapılacak en zevkli işlerden biri bu. Her karşımıza çıktığında German bizi oynamak için serbest bıraktıysa da doyamadım kum tepelerine. Buralarda sürüş, hızın tork ve açık gaz ile korunmasını, ağırlığın arkaya verilip dizlerle motorun sıkıca tutulmasını gerektiriyor. Ancak motorda hız varken yön değiştirmeye çalışmalı, durmak gerektiğinde ise yokuş aşağı durmayı unutmamalı. Yoksa çok kum kazmak ve motor yatırıp çevirmek zorunda kalıyorsunuz. Denedik, gördük! Kum tepeleri arasında bazen renk kontrastı kayboluyor ve uçtuğunuz hissine kapılıyorsunuz. Tabii bu durumda önünüzde tepe mi çukur mu var fark edilemiyor.

Kahire’den sonraki üç gecelemenin birini Bahariya Vahası’nda otelde, diğer ikisini ise çölde kampta yaptık. Vaha denince aklınıza ufak bir yeşil alan gelmesin, bir kasabaydı burası. Bizim için işlevi yıkanma imkanı sunması idi. Aklıda kalacak olan ise kamplarımızdı. Birbirine dik park edilen 4x4’lere gerilen kumaşlarla oluşturulan otağ içinde pişirilip birlikte yenen yemekler, Arapça, Türkçe, İngilizce karışık yapılıp nedense herkesçe çok komik bulunan şakalaşmalar, uzakta olmanın hissi, ağrıyan kaslarımız ve su toplamış ellerimize rağmen nefis tatlar bıraktı.
Elbette en büyük şansımız bu turu yapacak arkadaşlarımız olmasıydı. Birlikte epey yol geçmişim olan, aynı heyecanları duyduğum, “dost” yedi adamla böyle gezebilmek bir ayrıcalık gerçekten. Bu özel motor aktivitesi akıllarımızda epey kalacak ve yeni planlara vesile olacak gibi gözüküyor.

Gezi hakkında:
Katılanlar: Derya Savaş, Emre Odabaşı, Erem Yücel, Hakan Erman, Kemal Aka, Levent Fırat, Mert Volkan, Şahin Şair
Organizasyon: German’s Motos, German Sulzmann, www.germanmotos.com
Süre: 4 gün, 4 gece
Kişi başı maliyet: Uçak bileti + 850 dolar (motor, konaklama, transfer, yemek dahil)
Rota: Kahire, Giza, Kuzey Fayyum, Bahariya Vahası, Güney Fayyum, Kahire
Yapılan motor yolu: 600km yol dışı, 200km asfalt, toplam 800km


23 Şubat 2009

Kuryenin Eğitimlisi

Her gün motosiklet üzerinde ortalama 250 şehir kilometresi, her türlü hava durumu, devamlı zaman baskısı, trafikte görünmezlik, umursanmazlık... “Para kazanmak zor” diyenler bir de kurye olmayı deneyip algılarını netleştirebilirler.

Sabahın beşinden akşamın beşine kadar günde 100-150 noktada durmak bir yana, şehrin diğer yanına geçtiğimde yorgun düşen bendeniz, yakın zamana kadar kuryelerin çalışma şartlarını bilmiyordum. Öğrenmem için, kafamda ayrı yerlerde duran “kurye” ve “eğitim” kavramlarının bir araya gelmesi gerekiyormuş demek.

Doğan Grubu’nun, abonelere gazete dağıtımı için kurduğu şirket Refeks, yakın dönemde bir dağıtımcısının geçirdiği kötü kazadan sonra motosikletli elemanlarına eğitim verme ihtiyacı hissetmiş. Araştırma EMOK’u işaret etmiş.

EMOK eğitim grubu 8-12 kişilik gruplara yönelik, ADAC ve ARA sistemini takip eden bir eğitim sistemini uzun süredir uyguluyor. Ancak burada söz konusu olan tek gün ve katılımcı sayısı tam 44 kişiydi. Sağlanan eğitim sahası normal eğitimlere göre yeterli olmasına rağmen bu kez çok kalabalıktık.

Diğer soru işaretlerimiz daha derindi:
Şimdiye kadar seminerlerimize katılanlar, eğitimi isteyerek bize başvuran, bu işi hobi olarak yapan kimselerken, bu arkadaşlar yılda 60 bin şehir kilometresi yapıyor ve bundan para kazanıyorlardı. Diğer yanda bizler, koca motorlarımızla etrafta caka satan, başka dünyaların motorcularıydık! Ayrıca onların tek dinlenme günleri olan Pazar günlerini, müdürlerinin zoruyla gasp etmiştik! Heyecanlıydık ve doğrusu başarıdan çok emin değildik. Ancak mutlaka denemek gerekiyordu.

Ne güzel ki korkulan olmadı. Sanırım doğru bir yaklaşım yakaladık ve katılımcılarımızın kalplerini kazandık. Bu gerçekleşince de dinlediler, hem de çok dikkatli dinlediler. Bize ve söylediklerimize güvendiler. Milyon kilometreden sonra "iterek dönmeyi" ilk kez duydular ve güven duyup denediler.

Birisi, hız ve fren mesafesi arasındaki ilişkiyi kavradıktan sonra "az daha konuşsaydınız mesleği bırakacaktım" dedi. Demek ki bırakmayacak, iyi. Ama muhtemelen yoluna biraz daha değişik bakacak ki bizim amacımız buydu. En büyük farkındalığımız kuryelerin eğitim almaya açık olduklarını anlamamız oldu.

Organizasyonda görev yapan sevgili arkadaşlarım Armağan Albayrak, Şahin Şair, Ahmet Batur, Erem Yücel, Hakan Bekar ve Levent Fırat profesyonel bir anlayış ve amatör ruhla çalıştılar. EMOK artık profesyonel motorcu eğitiminde de deneyim sahibi.

22 Şubat 2009

İç ve Kuzey Doğu Anadolu'da bir Motosiklet Gezisi

Yolları İşaretli Türkiye Haritası

Kara kalemle geçtiğim yolları işaretlediğim A3 boyutunda bir Türkiye haritam var. Amacım bu haritanın her yolunu işaretlemek, dolduktan sonra da daha ayrıntılı bir haritayı yeniden işaretlemeye başlamak. :)

Bitireceğimi zannetmediğim bu projede son durum, o günlerde şu idi: Marmara yolları tatmin edici düzeyde katedilmiş. Diğer her bölgeden geçilmiş ancak boşluk çok. En büyük boşluk ise Amasya-Erzurum-Bitlis-Kayseri noktalarının ortasında kalan saha. Burada Fırat havzası, Sıvas, Tokat, Divriği, Kemaliye, Erzincan ve daha bir sürü yer var. Bu endişe verici boşluğun giderilmesi için bir şeyler yapmalı...

...diğer taraftan...

Karadeniz'in Yusufeli, Artvin, Çamlıhemşin bölgeleri bir miktar gezilmiş ancak daha batısında görülmesi gereken daha çok yer bulunuyor. Mevsim Karadeniz'de en az yağış riski olan mevsim. E, o zaman gidiyoruz...

Tarih: 12-20 Ağustos 2005

Gezginler: Hakan-Deniz Erman, Levent Fırat

Araçlar: TCDD Doğu Ekspresi, KTM 950 S Adventure, BMW R1200GS

Fikir: Mümkün olduğu kadar asfalt olmayan yollardan, Karadeniz'in deniz inen vadilerini keserek, batıdan doğuya yol almak, denize inmemek.

Rota/Konaklama:
1. Gün, 12/8, Haydarpaşa-Sivas (tren)
2. Gün, 13/8, Sivas-Kangal-Divriği-Kemaliye (otel)
3.Gün, 14/8, Kemaliye-Arapkir-Kemaliye-Kemah-Erzincan-Kelkit-Gümüşhane-Torul- Zigana-Hamsiköy-Maçka (otel)
4.Gün, 15/8, Maçka-Sümela-Dilaver Yayla Tesisi-Göller-Santa (kamp)
5.Gün, 16/8, Santa-Yağmurdere-Soğanlı-Çaykara-Uzungöl (otel)
6.gün, 17/8, Uzungöl-İkizdere-Cimil-Cimniminah Yaylası (kamp)
7.Gün, 18/8, Cimniminah-Cimil-........-Hemşin Başköy-Çat (Canik Pansiyon)
8.Gün, 19/8, Çat-Çamlıhemşin-Ardeşen-Rize-Trabzon-Giresun-Ordu-Samsun (otel)
9.Gün, 20/8, Samsun-Ilgaz-Bolu-İstanbul

Unutulmazlar:

- Sivas tren istasyonunda konukseverlik. Paylaşılan kahvaltı sofrası. Katmerler, börekler, helva, çörek...















- Sivas'ta Gök, Buruciye ve Çifte Minareli medreseler. Bu şehre tekrar gelip bunları sindirmeli...




























- Kangal'daki köpek istasyonu. Van'da kedi merkezindeki kotü duruma şahit olduktan sonra burası gayet düzenli gözüktü bize.










































- Kangal civarında balıklı, şifalı göller. Biz tesisi ve haritada yeri olmayan, doğal kalmış olanlarını bulduk. Sorunca bulunuyor, tarifi Sıvas'dan almıştık.















- Divriği'de "yolun sonu" hissi.














- Divriği'de Ulu Cami. Selçuklu sanatı fark ve etkileyiciliği. Şimdilerde restore edilmek isteniyor. Para ayrılmış ama kimse nasıl yapılacağını bilmiyor.















- Kemaliye Taş Yolu'un fotoğraflarından daha muhteşem olması. Gerçek üstü bir yol, nehir ve kanyonda sadece bizlerin olması.





























Yolun yapımı yaklaşık 130 yıl sürmüş. Kemaliye'de biri, bu yol için dedelerinin verdiği emeğe saygı olsun diye bitirildiğini söyledi. Gerçekten de fazla bir trafiği yok. Biz tek bir araca rastlamadık.

- Dayanamayıp yol kenarındaki bir derede yüzmek.















- Taa, Basra körfezine akacak Fırat'ın sularını seyretmek. Bağdat'a selam.















- Kemaliye'nin coğrafyası.















- Fotoğraflamaktan bıkıp bıraktığımız, isimleri manalı bir sürü geçit.





























- Yolların her yerden geçme kabiliyetleri. Uçurumdan inen yollar (Soğanlı-Çaykara arası), nehir kovalayan yollar, dağ çıkan yollar...
















- Yaylaların yeşili















- Soğanlı geçidini Bayburt dağlarında ararken Levent'in motoru bayırda dere yatağına sokması ve o vaziyette çalan telefonunda yaptığı iş görüşmesi "ben şu an şehir dışındayım, Pazartesi bürodan görüşelim...". Konuştuğu kişi Levent'in şehrin ne kadar dışında olduğunu ve büroya dönebilme şensını bilmiyor tabii...














- Virajlar. Motorun dönüş turunun yetmediği, üstü taş, altı uçurum virajlar. O kadar çoktular ki...














- Eriyen karların doldurduğu buz gibi göllerde yüzmek.















- Santa'nın altında kamp.





























- Sabah şu manzaraya uyanmak:















- Cimniminah yaylasının öterek açılan kapısı














- Bir türlü eriyip bitmeyen karlar.















- Kendimizi 3035 metrede, Varçenik zirvesine karşıdan bakan bir tepede bulmak...















- Cimniminah'da kamp ve sabah yürüşünü yalınayak yapmak.















En Güzel Yol:

- Kemaliye Taş Yol















- Bayburt-Çaykara yolu















- Cimil yaylalarına çıkış.














En Kötü Sürpriz:

- Her yayladan aynı isimde ikişer tane olması ve bizim yanlış olanına gitmemiz.
"GPS'e göre 3035 metredeyiz. Peki niye hava hala sıcak?"














- Doğal güzellikten çıkarılıp Turizm merkezi yapılmaya karar verilen Uzungöl. İnşaatlar, toz, kalabalık, yapaylık...

- Doğu Ekspresi'nden yemekli vagonun geçici olarak çıkarılmış olması.















En Güzel Sürpriz:

- Yanlışlıkla çıktığımız yaylaların muhteşem olması.

- Yol sorduğumuz insanların "inin hele bir" deyip, önümüze bal, kaymak, peynir, taze ekmekli sofra çıkarmaları

- Cimniminah yaylasında sabah erken çadırımızın kenarına bırakılan bir tencere kaynamış taze süt.

- Kemaliye'de dostlar edinmek.















- "Uzakta, kimsenin gitmediği ama nasılsa bizim kalan" köyü nihayet bulmak !





















İyi Ki...

- Gitmişiz :)

- Lastikleri dişli seçmişiz. TKC80 ve Karoo.














Keşke...

- Daha ince giyinseydik ama bu kadar sıcak bir Karadeniz'i kim tahmin edebilirdi ki.

Doğu Karadeniz yaylaları ve onlara ulaşan yollar Türkiye'de motosikletle dolaşanların en büyük zenginliklerinden. Bölgeye yapılması gündeme gelen sayısız baraj ve otoyol projesi ise bu zenginlikler üzerinde birer kara bulut. Yol planlarını ertelememek gerek!

19 Şubat 2009

"...Ama Motosiklet Çok Tehlikeli"

Yaptığımız gezilerden, gördüğümüz yerlerden bahsediyordum. Karşımdaki hanımın yüzüne önce bir imrenme sonra da bir sıkıntı ifadesi yerleşti. Başta coşkuma ortak olmaya hevesliyken şimdi kaşlarını çatmıştı. Konuşmamı kesmek zorunda hissettim kendimi. Kısa bir sessizlik geçirdik. Sonunda "ama motosiklet çok tehlikeli" deyiverdi. "Falanca Harley almıştı, sen kay mıcırda... geçen gün de gazetede okudum, caddede biri..." diye anlatmaya koyuldu. Anlattıkça yüzündeki gerginlik geçmeye başladı. Bu tür işlerin neden ona göre olmadığını bana, daha doğrusu kendine açıklayabilmişti sonunda. Ben ise marjinal ve tehlikeli işlerin adamı ilan edilmiştim. Denge sağlanmıştı.

Motosiklet hakkında duyulan hisler özenti ve korku arasında gidip gelir ya çoğunlukla, bu konuşma bunu açık saçık göstermişti.

Kabul edelim ki tehlikeli olan motosikletimiz değil biziz. Araçlarını bilinçsizce ve sorumsuzca kullananlar tehlikeyi kendileri yaratıyor. Suçu başkasında görmek en yaygın günah olsa gerek.

İtiraf edeyim, aldığım bir cihazın kullanma klavuzunu okumayı ben de hiç sevmem. Kurcalayarak bir şekilde işin içinden çıkarım diye düşünürüm. Deneme-yanılma yöntemi sayesinde çalıştıramadığım bir alet olmadı. Bu genellemeden motosikleti hariç tutmalıyım. Zira bu öğrenme sisteminin motosikletteki adı "deneme-yamulma"dır. Çok kötü bir öğretmen olan deneme-yamulma, sizi önce sınava sokacak sonra dersi verecektir. Tavsiye edilmez.

Halen neredeyse bir formalite olan sürücü belgesi edinmek motosiklete hakim olduğunuzun bir göstergesi değil. Motosiklete binmek için motosiklet eğitimi almalısınız. Malesef sürücü belgesi veren kuruluşlar bu eğitimi vermiyorlar veya verdikleri eğitim çok yetersiz. Kendinizi gerçekten geliştirebileceğiniz bazı motosiklet eğitimi kuruluşları şunlar:


BMW Rider Academy
EMOK Eğitim Programı
Honda Motosiklet Eğitim Merkezi
Rahmi Barutçu
OMM

İlk eğitiminizi aldınız, sürücü belge işi tamam ve artık motosiklet üzerinde çoğunlukla rahatsınız. İşte o nokta yolun sonu değil, başlangıcı. Dünya motosiklet şampiyonu bile olsanız gelişmek için önünüzde bir yol bulacaksınız.

Hemen asmayın suratınızı, motosiklette birşeyler öğrenmek çok zevklidir. Sizi her geçişinizde rahatsız eden o virajı kolayca döndüğünüzde ağızınız kulaklarınıza varır. En büyük ödülünüz de bu zevkli işi uzun süre yapabilmektir. Hem de sahip olduğunuz en muhteşem oyuncağınızı ve kendinizi ilk mıcırda kırmadan.

Zevkiniz çok ve kalıcı olsun...

15 Şubat 2009

Bezeli Parfe Tarifi

Malzemeler :
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı süt
  • 1 paket vanilya
  • 1 poşet toz krem şanti
  • 4 tepeleme yemek kaşığı kakao
  • 1 yemek kaşığı nescafe
  • beze

Bir kapta yumurtaları ve toz şekeri mikserle köpük haline gelinceye kadar çırpın. Vanilyayı ekleyip çırpmaya devam edin. Başka bir kapta toz krem şanti, kakao ve nescafe yi sütle çırpın.
Tüm malzemeleri bir araya getirip iyice kapışana kadar tekrar çırpın.

Parfenin formunu almasını istediğiniz bir kabın içine bir poşeti döşeyin (çıkarmayı kolaylaştırmak için). Ben genellikle kubbe şeklinde yapıyorum. Bunun için fazla büyük olmayan derince bir kap kullanıyorum.

Parfe karışımının yarısını kaba boşaltın. Üzerine bezeleri dizin (küçük beze kullanmanız gerekiyor). Kalan parfe karışımını da üzerine boşaltın. Derin dondurucuda en az 9-10 saat bekletin. Servis yapmak için iyice donmuş parfeyi poşetinden ters çevirerek servis tabağına alın. Üzerine kakao serpin.

İsterseniz poşet döşemeden küçük porsiyonluk kaselerde de (dondurma kapları da olabilir) yapabilirsiniz. Bu durumda kase ile servis yapabilirsiniz.

Afiyet Olsun.
Derman

14 Şubat 2009

İyi bir gezgin olmak için naçizane öneriler.

"Nasıl buluyorsunuz buraları da gidiyorsunuz?" diye soranlar oluyor. Bu yerler gizli falan değil halbuki. Görmek için sadece bir bakış açısı gerekiyor.

- Görmek istediğiniz ilginç şeylerin bir listesini yapın. Listenizde doğa, tarih, insan var ise bu öneriler işinize yarayabilir. Havuz, bar, gurme lokanta, tesis gibi bir listeniz var ise bakınız gazetelerin tatil rehberleri...

- "Turizm merkezleri"nden kaçının. - Gezginlerin kitaplarını okuyun. Özellikle 100-200 yıl önce at sırtında yapılmış yolculukların anılarını okumak çok heyecan verici. Örneğin John Freely'nin yazdığı Türkiye gezi rehberleri hem bugünü anlatıyor hem de eski gezginlerden güzel alıntılar yapıyor.

(Foto: Şahin Şair)
- Konaklama standardınız ne kadar esnek olursa o kadar başarılı bir gezgin olabilirsiniz. Herhangi bir pansiyonda, tanrı misafiri olarak bir köy evinde kalabiliyorsanız özgürsünüz demektir. Tabi en iyisi kamp yapabilmek. Böylece ihtiyacınız olan tek şey düz bir zemindir.

- Dünyanın her bir köşesinde ilginç, görülmeye, yaşanmaya değer şeyler bulunduğunu baştan koşulsuz kabul edin. Bu fikirle değişik ölçeklerde haritalar edinin ve onlarla zaman geçirin.

- Yaşadığımız dünyanın iki farklı boyutunu keşfedin. Birincisi yaşadığımız şehirlerden çok daha fazlası olan fiziksel boyut. İkinci boyut ise tarih. Gidebileceğimiz her mekanın bir geçmişi de olduğunu bilmek ve bunu merak etmek herşeyi değiştiriyor.

(Foto: Şahin Şair)
- İnsanların ezici çoğunluğunun "iyi" olduğunu bilin. Uyanık olun ama insanlara yaklaşın. Medeniyet denen dişsiz canavardan uzaklaştıkça insanların daha cana yakın olduklarını göreceksiniz. Nasıl yaşadıklarını, düşündüklerini merak edin ama sorgulayıcı olmayın. Kendinizi de anlatın.

- Amacınızı "varmak" değil, "yolda olmak" olarak belirleyin.

- Zaman en bulunmaz ve en pahalı varlığımız ama bilin ki bir yolculuk ne kadar yavaş ise o kadar iz ve tat bırakır. Buna göre en çabuk unutacağınız uçak yolculuğu, en tat bırakanı yürümek olacaktır. Kapalı araç büyüyü bozar. Açıkta yol alabiliyorsanız (yürümek, bisiklet, motosiklet, yelkenli...) mutlaka tercih edin ve "orada olmayı" hissedin.





(Foto: Emre Odabaşı)


İyi geziler...

Hakan ERMAN